Sultan Abdülhamid Müzikle İlgisi ve Musiki Zevki

0
3456
Sultan Abdülhamid Müzikle İlgisi ve Musiki Zevki

Sultan Abdülhamid Müzikle İlgisi ve Musiki Zevki
Sultan Abdülhamid ve musiki zevki araştırmacı Ziya Şakir Bey’e göre, Sultan 2. Abdülhamid, “çok yüksek bir musiki istidadına malikti. Asıl dikkate şayan olan cihet şurasıdır ki, bu hükümdar, şark ve garp musikileri hakkında taassup göstermez, her ikisini de severdi.”
Ziya Şakir, bir başka yazısında Sultan Abdülhamid’in Yıldız Sarayı’nda yaptırdığı tiyatroda “büyük garp bestekarlarının opera ve operetlerini oynattığını ve şark sanatkarlarına da yerli operetler besteletip onları da büyük bir zevkle seyrettiğini aktarmaktadır.
Sarayda Tanzimat sonrasında değişen müzik zevkinin bir enmuzeci olarak Sultan Abdülhamid’in, klasik musikimizden hoşlanmasına rağmen, fazla “gamlı” bulduğunu ve bu yüzden insanı neşelendirecek alafranga müziği tercih ettiğini biliyoruz.
Bunu da, başta kızı olmak üzere çok sayıda şahidin anlatımlarından çıkarabiliyoruz. Nitekim klasik musikîmizin son güneşlerinden Hacı Arif Bey’in bütün kaprislerine katlanmış, onu tekrar sarayına almış ve İran şahı Muzafferiddün’ün yanına göndermeyecek derecede kıskanmıştı.
Fakat hırçınlığı üstünde olan Hacı Arif Bey, günün birinde Sultan’ın eserlerini dinleme arzusunu sert bir ifadeyle Bıktım bu Batılı müzisyenlerin yağcılığından! Sultan Abdülhamid’in müzikten, özellikle de Batı müziğinden anladığı ve hoşlandığı Avrupa’da epeyce yayılmış olacak ki, Yıldız Sarayı, beste yağmuruna tutulmuştur adeta.
Hatta bu aşırı “ilgi”den şikayetçi olduğunu kendi hatıralarından okuyoruz: Bu gün, şerefime bestelemiş oldukları üç marşı aldım. Bu, bir gün için epey fazladır.
Muhtelif milletlerden olan ve şahsıma eserlerini it haf eden bestekarların sayısı, şimdiye kadar iki bini bulmuştur. Bu insanları nasıl mükafatlandırmalı? Bu bestekar beylerin, beni biraz rahat bırakmaları için sefirlerimin daha uyanık olmaları icap eder. Bu ithaflara şimdiye kadar dünyada herke sin yaptığı gibi değil de, ni şanlar vererek teşekkür etmemizden dolayı bana ithaf edilen beste, şiir ve diğer sanat eserlerinin baskınına uğramış bulunuyorum.
Fakat kendilerine nişan veya hediye yerine sadece teşekkür mektubu gönderdiğimiz vakit fevkalade hiddetleniyorlar. Eserini takdim eden sanatkara, Alman imparatorunun veya bir başka hükümdarın hediye vererek iltifat etmesi, pek nadir bir hadisedir, İstanbul’a gelip sefirleri vasıtasıyle huzuruma çıkabilmeyi temin eden sanatkarların her birine neden hediye vermeye mecbur olayım? Üstelik ağır başlı musikilerini de katiyen sevmiyorum. Çaldıkları parçaların çok güç olduğuna şüphe yok; fakat ben zihnimi yoran musikiyi değil, dinlendirici musikiyi tercih ediyorum.
Klasik musikiyi sevecek kadar musikişinas değilim. Musikiye büyü k istidadı olan biri, oğlum Bürhaneddin’dir (ölümü . Bestelediği parçalar hakikaten pek güzel ve herkesin hoşuna gidiyor; ben de dinlerken bü yük zevk duyuyorum. Karadağlıların şair prensi Nikita da Montenegro da oğlumu dinler ken büyük zevk duyduğunu söylemiştir.1 Sultan 2. Abdülhamid’in iktidarda iken hatıra defterine yazdı(rdı)ğını anladığımız bu ilginç parçanın anlamı üzerinde düşünmek, bizi onun yalnız müzik konusunda değil, aynı zamanda diğer güzel sanatlarda da çağının mesen’lerinden, yani sanatı himaye edenlerden birisi olduğu bilgisine agah edecektir. Yalnız o da değil. Kızlarından Zekiye Sultan da büyük bir sanat hamisiydi, İlk hanımı olan Nazikeda Başkadınefendi iyi bir piyanisttir, oğlu Burhaneddin ile diğer kızları Refia ve Naime Sultanlar da öyle… 2 Osmanlı Devleti yıkılmayıp da yoluna devam etmiş olsaydı, Osmanlı Sarayındaki bu yüksek musiki zevkini tatmış şehzade ve sultanlar ile 1 Sultan Abdülhamit, Siyasi Hatıratım, 9. baskı, İ stanbul 1999, Dergah Yayınları, s. 157. evlatları, Türkiye’nin müzik manzarasını etkileyecek ve 20 . yüzyılda da büyük eserler veren ve musikişinasları himaye eden bir kurum özelliğini kazanacaklardı. Bunun en belirgin örneği, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının sanatçılarının büyük ölçüde Osmanlı sarayındaki Muzika-yı Hümayun’dan transfer edilmiş olmasıdır. Nitekim 1892’de saray müzik okuluna yazılarak ikbali parlayan, İstiklal Marşı’mızın bestekarı Osman Zeki Üngör (1 8 8 0 -1 958 ), Muzika-yı Hümayun’un son patronu (kumandanı) değil miydi? Düşünün, İstiklal Marşı’mızın bestesini, Yıldız Sarayı’nda Sultan Abdülhamid’in himayesinde kurulan müzik okulunda yetişmiş bir bestekara borçluyuz. Üstelik de onun yeteneğini fark eden ve bu suretle yükselişini temin eden kişi de, ‘Kızıl Sultan’ diye yaftaladıkları Sultan 2. Abdülhamid’den başkası değildir. Öyleyse Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı Devleti’nden kopmuş olduğunu söyleyen birisine akıllı nazarıyla bakılabilir mi? Ve Sultan Abdülhamid’in, Cumhuriyet’in altyapısını olduğu kadar üst kültür birikimini de oluşturan en önemli figürlerden birisi olduğunu görmeye başlamamız gerekmiyor mu artık? geri çevirmiş, “Sanatta irade-i hümayun geçmez” diyerek protesto etmiş ve Abdülhamid’in kalbini kırmıştı.3 Sultan Abdülhamid, kızlarından Ayşe Osmanoğlu’na (1887- 1960), gençliğinde babası Sultan Abdülmecid’in şehzadelere Avrupa’dan birer piyano getirttiğini, saraya İtalyan ve Fransız musiki öğretmenleri alındığını söylemiştir. Alexandre Efendi ve İtalyan besteci Donizetti’den musiki tahsili gören4 Abdülhamid, epeyce çalıştığını, ancak gaileli hayatının musikiye ayıracak zaman bırakmadığım biraz da dertlenerek anlatmıştır. Nitekim o da, babası gibi, saraya piyano ve çeşitli müzik aletleri aldırmak suretiyle çocuklarının müzikle uğraşmasını istemiştir. 2 Vedat Kosal, “Osmanlı İmparatorluğunda klasik Batı müziği”, Osmanlı, cilt 10, İstanbul 1999, Yeni Türkiye Yayınları, s. 645. 2 Rüştü Şardağ, “Saraya 3 kere damat olan bestekar”, Yıllarboyu T arih, Sayı: 7, Ekim 1978, s. 56-67. Çocuklarına huzurunda piyano çaldırmakta, dinlerken yanlışlarını bulursa düzeltmektedir (demek o kadar anlıyor!). Ayşe Sultan, babasının alafranga müziği, alaturka musikiye tercih ettiğine bilhassa dikkat çekmektedir. Bu gelişme, Avrupalı bir Prens gibi yetiştirilen Sultan Abdülmecid devrinde sarayda alafranga müziğin rağbet kazanmaya başlamasıyla açıklanabilir. Baba etkisi… Refik Ahmet Sevengil’in ifadesine göre, Sultan Abdülaziz döneminde alaturka müziğe yönelen sarayın ilgisi, Sultan Abdülhamid’le birlikte Avrupa müziğine yönelmiş ve alafranga müzik, itibara binmişti. 2. Abdülhamid tahta çıktığında bir çok musikişinas, kendisine marş yazıp takdim etme yarışına girmiştir. Sarayın orkestra şefi olan Necip Paşa da şansım denemiş ve bir marş hazırlamış. Padişah, eserlerin hepsim tek tek dinledikten sonra Necip Paşa’nınki-ni seçmiştir. Yıllar boyu, başta Cuma selamlıklarında olmak üzere resmi törenlerde çalınan “Hamidiye Marşı”, işte budur. Peki sarayda bir kızlar bandosu olduğunu biliyor muydunuz? Bu bando, önce I2. Selim, sonra da Abdülmecid döneminden itibaren harem dairesinde kurulmuş ve Donizetti biraderlerin küçüğünün kurup yönettiği bu ufak bando, tamamen harem mensuplarından teşekkül etmiştir. Abdülhamid padişah olunca Mabeyn-i Hümayun Müzikası kumandam Süleyman Paşa’ya, Sultan Abdülaziz döneminde gözden düşmüş bulunan Kızlar (veya Harem) Bandosunun ihya edilmesi için emir vermiştir. Ancak harp darp derken bu büyük çaplı bando girişimi, ancak küçük ölçekte gerçekleşebilmiş, ufak bir orkestra ile oldukça kuvvetli bir incesaz takımı oluşturulmuştur.5 Ne yazık ki, onca emeklerle vücuda getirilen Kızlar Bandosu, Sultan Abdülhamid tahttan indirildikten soma İttihadcılar eliyle dağıtılmıştır.6 Kızlarından şadiye Sultan (1886-1977), küçüklüğünde, bir defasında gizlice bu bandoya nasıl dahil olduğunu ve sahnede babasını nasıl şaşırttığını ve güldürdüğünü, hatıralarında anlatıyor.7 Piyano ve keman gibi sazlardan oluşan bu ilginç bando hakkında, popüler tarih dergilerinde bazı yazılar çıkmıştır.8 4 Ziya şakir, “Yıldız Tiyatrosu”, Resimli Tarih Mecmuası, Sayı: 51, Mart 1954, s. 2974. Yıldız Sarayı tiyatrosunda yalnız piyesler oynanmaz, aynı zamanda seri konserler verilir, opera veya operetler sahneye konulur, zaman zaman da İstanbul’a gelen yabancı tiyatro grupları ile Sarah Bernhardt, Adelaide Ristori, Suzanne Despres ve Madame Judic gibi yıldız oyuncuları saraya davet edilerek sahne almaları temin edilirdi.9 Yani Yıldız Sarayı, 350 kişinin maaş aldığı dev bir konservatuar gibiydi onun zamanında… (Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı – Mustafa Armağan)

CEVAP VER