Abdulhamid Dönemi Deniz Gücü

0
2713
Abdulhamid Dönemi Deniz Gücü Abdulhamid Dönemi Deniz Kuvvetleri Donanması Durumu Seafight Osmanlı Deniz Bahriye Savaş Gemi
Abdulhamid Dönemi Deniz Gücü Abdulhamid Dönemi Deniz Kuvvetleri Donanması Durumu Seafight Osmanlı Deniz Bahriye Savaş Gemi

Abdulhamid Dönemi Deniz Kuvvetleri Donanması Durumu

Sultan II. Abdulhamid döneminde öneminin her geçen gün arttığına şahit olduğumuz
demiryolları inşasının hiç şüphesiz ki deniz gücü ile yakın bir alakası olmuştur.
Bilindiği gibi Sultan II. Abdulhamid iktidar yıllarında ağırlıklı olarak, askerî teşkilat ve eğitim alanları olmak üzere, iki temel alanda ıslahat yapmaya çalışmıştır. Eğitim alanındaki faaliyetleri her türden ve her seviyeden yenilik çalışmalarının konusu olurken, askerî alandaki ıslahat çalışmaları daha ziyade kara gücüne yönelik olmuştur. Diğer bir ifade ile Sultan II. Abdulhamid Osmanlı deniz gücü adına yapılması gereken yenileşme faaliyetlerini zorunlu olarak terk ederek Osmanlı kara gücünü ıslah etmeye ve geliştirmeye çalışmıştır.
Sultan II. Abdulhamid’in böyle bir tercih yapmasında onun gerçekçi ıslahat yaklaşımı yanında Osmanlı Devleti’nin içerisinde bulunduğu siyasî ve iktisadî şartlar oldukça belirleyici bir rol oynamış gözükmektedir.
Sultan II. Abdulhamid tahta çıktığı zaman Osmanlı donanması keyfiyeti bakımından olmasa da kemiyeti bakımından muhtemelen dünyanın üçüncü büyük gücü durumundaydı. Osmanlı coğrafyası güçlü bir kara gücüne olduğu kadar, özellikle duraklama dönemine kadar, güçlü bir deniz gücüne de sahip olmayı gerekli kılmıştır. Ancak on dokuzuncu yüzyılda bu zorunluluk ciddi bir değişime uğramış, kara gücünün geliştirilmesi ve gelişen teknoloji ile bütünleşmesi kaçınılmaz olmuştur.
Bu nedenle denebilir ki on dokuzuncu yüzyılda Osmanlı coğrafyasının ve Osmanlı Devleti’nin içerisinde bulunduğu şartların kaçınılmaz kıldığı zorunluluğu dikkate alan Sultan II. Abdulhamid, Osmanlı donanmasını, ihmal, gaflet ve benzeri kelimelerinin ifade ettiği anlamda değil, bilakis bilerek ve şuurlu bir şekilde kendi haline bırakmıştır.
On dokuzuncu asrın ikini yarısında Osmanlı Devleti’nin siyasî, iktisadî ve teknik şartları göz önünde bulundurulduğu takdirde Sultan II. Abdulhamid’in donanmayı göz ardı edip kara gücüne önem vermesinin gayet makul ve mantıklı olduğu görülecektir.

Sultan II. Abdulhamid’in kara gücünü deniz gücüne tercih ederek donanmayı ihmal etmesinin nedenleri özetle şu şekilde sıralanabilir:
Her şeyden önce, kemiyeti bakımından muhtemelen dünyanın üçüncü büyük gücü durumunda olduğu kabul edilen donanmanın ıslahı yüklü bir harcamaya ihtiyaç duymaktaydı. Oysaki Osmanlı Devleti’nin malî durumu donanmanın ıslahı için elverişli değildi.

1875’te Osmanlı maliyesi iflas etmiş, 1877–1878 Osmanlı-Rus Savaşı hazineye ek yükler getirmişti. Ayrıca donanmayı ıslah etmeden evvel, uygun savaş gemileri inşa edebilmek üzere, tersaneleri geliştirmek, günün teknolojik alt yapısına kavuşturmak gerekliydi. Böyle bir girişim ise hatırı sayılır bir harcamayı zorunlu kılmaktaydı.

Donanmanın ıslahı hatırı sayılır bir bütçeye ihtiyaç duyarken kara gücünün ıslahı ve geliştirilmesi aynı oranda bir harcamayı gerektirmediği gibi, neredeyse bedava yaptırılmıştır denebilir.
Tersaneleri geliştirmek ve mevcut gemileri ıslah edip yeni savaş gemileri inşa edebilmek ise kalifiye elemanın varlığına bağlıydı.
O günkü tarih itibariyle Osmanlı Devleti’nde ise söz konusu düzeyde kalifiye eleman mevcut değildi. Bu işler için yeterli miktarda para ve kalifiye eleman olduğu kabul edilse bile donanmanın ıslahı için belli bir zaman gerekmekteydi. İç ve dış gelişmeler göz önüne alındığında çatırdamakta olan imparatorluğun zamana tahammülü yoktu.

İmparatorluk bünyesinde çeşitli bahanelerle bir taraftan azınlıkların isyanı ve bağımsızlık arayışları hüküm sürmekte, diğer taraftan ise Avrupa devletleri Hasta Adam olmakla niteledikleri Osmanlı Devleti’ni bir ana önce parçalayarak kendi aralarında paylaşmak istemekteydi.
Kara gücünün deniz gücüne tercih edilmesinin bir diğer önemli nedeni ise, bütün olumsuzluklara rağmen donanma ıslah edilmiş olsa bile, bu noktada Avrupa donanmaları ile rekabet edebilmek ve elde edilecek donanma ile İngiliz, Fransız ve Rus donanmalarıyla başa çıkabilmek mümkün değildi.
Söz konusu donanmalara karşı Osmanlı donanmasının Akdeniz ve Karadeniz’de ikinci derecede kalacağı da aşikârdı. Bu donanmalarla rekabet söz konusu olamayacağı gibi, bilakis yapılan rekabet girişiminden dolayı imparatorluğa karşı duyulan düşmanlık daha da artmış, imparatorluğun mevcudiyet ve bütünlüğünü yok etmeye yönelik girişimler daha da çoğalmış olacaktı.
Söz konusu devletlerin ittifak etmeleri halinde donanma noktasında bu devletlere karşı mücadele etmek ve direnmek de adeta imkânsız olacaktı.
Adı geçen devletlerin aralarındaki ihtilaflara rağmen rahatlıkla ittifak edip 1827 yılında Nevarin’de Osmanlı-Mısır donanmasını yakıp yok ettikleri malumdur.
Dâhilde donanmaya bağlı gemilerin ıslahı ve özellikle yenilerinin yapımı mümkün olmadığı takdirde Avrupa’dan savaş gemilerinin satın alınabileceği düşünülebilirse de bu da o gün için sağlam bir çözüm yolu olarak gözükmemekteydi.

Abdulhamid Dönemi Deniz Gücü Abdulhamid Dönemi Deniz Kuvvetleri Donanması Durumu Sultan 2. AbdülhamidHan Osmanlı Devleti Hükümdarı
Abdulhamid Dönemi Deniz Gücü Abdulhamid Dönemi Deniz Kuvvetleri Donanması Durumu Sultan 2. AbdülhamidHan Osmanlı Devleti Hükümdarı

Her şeyden önce Sultan II. Abdulhamid’in, İngiltere başta olmak üzere, Avrupa devletlerine güveni yoktu. Sultan Abdulhamid’e göre Osmanlı Devleti’nin mevcudiyetine en büyük düşman İngiltere idi.
İngiltere’yi kendisine güvenilemez ve itimat edilemez bir devlet olarak görmekteydi. Esasen Sultan II. Abdulhamid bu düşüncelerinde de yanlış değildi. Birinci Dünya Savaşı arifesinde meydana gelen bir olay onun özelde İngiltere’ye, genel anlamda ise bütün Avrupa devletlerine güvenilemeyeceğinin ispatı olmuştu.
Osmanlı hükümeti tarafından savaş arifesinde İngiltere’ye Reşadiye ve Osmaniye adlı iki gemi sipariş edilmiş ve paraları da peşinen ödenmişti. Ancak Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesi üzerine İngiltere bu gemilere el koymuş, Osmanlı Devleti’ne teslim etmemişti.
Donanmanın göz ardı edilmesinin belki en önemli nedenlerinden birisini ise Süveyş Kanalı’nın o günkü siyasî ve coğrafî statüsü oluşturmaktaydı.
O tarihlerde Süveyş Kanalı İngiliz kontrolünde bulunmakta ve kanaldan geçmek muayyen bir para ödemeyi gerektirdiği gibi İngiliz yönetiminden izin almayı da icap ettirmekteydi.
Herhangi bir savaşın söz konusu olması veya İngiliz menfaatlerine şu veya bu şekilde zarar verme ihtimalinin bulunması durumunda kanalın Osmanlı donanmasının geçişine derhal kapatılacağı muhakkaktı.
Süveyş Kanalı’nın mevcut statüsünün caydırıcılığı yanında donanmanın kara gücü lehine ihmal edilmesinin belki en önemli sebebi donanmanın icra edeceği fonksiyon idi denebilir.
Sultan II. Abdulhamid döneminin dış politikası, önceki dönemlerden pek de farklı olmayarak, dengeci, savunmacı ve imparatorluğun mevcut sınırlarını mümkün mertebe muhafaza etmeye yönelikti.
Bu türden bir dış politika ise iç isyanları bastırmayı ve merkezî idareyi her yönüyle güçlü kılmayı gerektirmekteydi.
Bu anlamda Sultan II. Abdulhamid’in saltanat yıllarında Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu
iç ve dış koşullar,
coğrafî yapı,
mevcut sınırlar,
iç ayaklanmalar,
muhtariyet ve
bağımsızlık arayışları
karşısında merkezî idarenin güçlendirilmesi ihtiyacı kara gücünü deniz gücüne tercih etmeyi gerekli kılmaktaydı.

CEVAP VER